İYİ Parti’nin basın özgürlüğünün gerilemesine neden olan uygulamaların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinde, fon vurgununa ilişkin haberleri nedeniyle gazetecilere açılan davalar, medya kuruluşlarına kayyum atanması ve erişim engelleri gündeme geldi. YENİ Parti Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, fon vurgununu yapanlar hakkında dava açılmadığını, gazetecilere ise toplam 56 yıl hapis cezası istendiğini söyledi. İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı, “Gazetecileri hapsedebilirsiniz, hakikati asla” derken, AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı eleştirilere, “Her adli işlemi baskı, her idari yaptırımı da sansür olarak kabul etmekten geçmez” sözleriyle yanıt verdi.
İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı’nın, Türkiye’de basın özgürlüğünün gerilemesine neden olan uygulamaların tespit edilmesi ve gazetecilik faaliyetlerinin özgürce yürütülmesini sağlamak amacıyla hazırladığı Meclis araştırması önergesi görüşüldü. Önerinin gerekçesini İYİ Parti Grubu adına Taşcı açıkladı.
Taşcı, fon krizine ilişkin haberleri nedeniyle gazeteciler hakkında hapis cezası istendiğini belirterek, “Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu yapıldı. Türk milleti gözlerimizin önünde, devletin gözetiminde soyuldu ve biz düğün burası, eğitim parası, ev parası, kıdem tazminatı çalınmış haldeki Türk milletine vekâleten haftalardır burada her gün avaz avaz çağrı yaparken hırsızlar yargılansın diye aaa... dün bir baktık, fon hırsızlığının ilk davası gazetecilere açıldı” dedi.
Gazeteciler İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında 14 yıl 10 ay, Mustafa Balcı hakkında 10 yıl 10 ay, Şaban Sevinç hakkında ise 18 yıl 11 ay hapis cezası istendiğini belirten Taşcı, iddianamede Türk Ceza Kanunu’nun farklı maddelerinin sıralandığını söyledi. Taşcı, TCK’nın 44’üncü maddesindeki "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" hükmünü anımsatarak, gazetecilere yöneltilen suçlamaların ve talep edilen cezaların hukuki açıdan tartışmalı olduğunu savundu.
Taşcı, "Bir gazetecinin fon hırsızlığıyla ilgili eleştirisini, eleştiri bile değil hatta, sorusunu adam öldürmeye teşebbüsle bir tutmuş ceza bakımından, terör örgütü üyeliğiyle bir tutmuş. Anlamanız için daha kaç kere tekrarlamak durumunda kalacağız burada, bilmiyorum; hırsızlık suçtur, gazetecinin ‘Hırsız var?’ diye yazması suç değildir. Milleti dolandırmak suçtur, gazetecinin millete nasıl dolandırıldığını haber vermesi suç değildir" diye konuştu.
Gazeteciler yerine fondan haksız kazanç sağlayanların yargılanması gerektiğini ifade eden Taşcı, şöyle devam etti:
“İlle birileri yargılanacaksa, o adı meşhur, içi meçhul listedekiler belki de bu sıralarda oturuyorlar- gazeteciler değil, işte o listedeki haksız kazanç sağlayanlar yargılanmalıdır. Gazeteciler değil, yüzlerce tır dolusu parayı çalanlar yargılanmalıdır. ‘Gönüllü iade etti.’ deyip, olmayan bir hukuk usulü icat edip, hukuka takla attırıp yargıdan kaçırdığınız eski Bakanınız yargılanmalıdır"
Taşcı, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin dört sıra gerileyerek 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldığını söyledi. Türkiye’nin endekste Kuzey Kore, Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin önünde bulunmasını eleştiren Taşcı, "Ben utanç duyuyorum bu tablodan. Ben utanıyorum Türkiye Cumhuriyeti'nin batırıldığı bu karanlıktan" dedi.
Gazetecilere yönelik yargı süreçlerinin ailelerini de etkilediğini savunan Taşcı, “Gazetecileri hapsedebilirsiniz, hakikati asla. Onun için, ayarını bozduğunuz kantarın sizi de tartmasını beklemeyin, bu önergeyi fırsat bilin. Bir komisyon kuralım” ifadelerini kullandı.
CHP Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu ise basın özgürlüğü tartışmalarında tutuklu gazetecilerin yanı sıra medya kuruluşlarında çalışan emekçilerin yaşadığı sorunlara dikkati çekti.
Halk TV’ye 14 Ekim’de el konulduğunu ve kanalın yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) geçtiğini hatırlatan Berberoğlu, kanal çalışanlarının idari izinli sayıldığını ve maaşlarının geciktiğini söyledi.
Berberoğlu, "TMSF ne? Devlet. Devletin itibarıyla ilgili yani bu konuda bu yüce Mecliste duymadığımız övgü kalmadı ama o devlet bugün Halk TV'nin maaşını yatırmıyor, beşinci gün. Hak edilmiş maaş, bakın, dikkat buyurun peşin maaştan bahsetmiyorum. 212 kuralına göre peşin maaş yatar ama Halk TV çalışanları geçen ay kazandıkları maaşı şu anda hesaplarında görmüyorlar" diye konuştu.
Berberoğlu, sabah saatlerinde yapılan girişimlerin ardından maaşların bir bölümünün yatırıldığını duyduklarını belirterek, TMSF yönetimindeki Habertürk’te ise çalışanların maaşlarının düzenli ödendiğini söyledi.
Berberoğlu, "Habertürk de aynı konumda, TMSF'ye geçmiş durumda, Habertürk'te tıkır tıkır maaş ödeniyor. Halk TV muhalif olduğu için mi maaşını geciktiriyorsunuz?" diye sordu.
Medya çalışanlarının ücretlerinin geciktirilmesini eleştiren Berberoğlu, "Bu ülkede eski bir medya çalışanı olarak her türlü rezilliği gördüğümü düşünüyorum, her türlü baskı aracı, geçmiş hükûmetlerde, benim çalıştığım eski meslekte uygulandı ama insanların ekmeğiyle bu kadar açık seçik oynandığını ilk defa yaşadık, yapmayın bu kadarını artık" ifadelerini kullandı.
DEM Parti Grubu adına söz alan Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez de gazetecilere yönelik uygulamaların kolluk, yargı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve idari makamlar üzerinden yürütülen bir baskı mekanizmasının parçası olduğunu savundu.
Düşünmez, "Sorulara cevap vermek yerine soruları soranları cezalandırmayı tercih ettiniz. Karşımızdaki tablo kolluktan yargıya, RTÜK'ten idari makamlara uzanan, birbirini tamamlayan bir baskı mekanizmasıdır" dedi.
Basın ve ifade özgürlüğü alanındaki taleplerini sıralayan Düşünmez, "DEM Parti olarak talebimiz açık: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılmalı, erişim engelleri kaldırılmalı, medya kuruluşlarına kayyım uygulamasına son verilmeli, Dezenformasyon Yasası ve TCK 217/A basın ve ifade özgürlüğü güvenceleri doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır. Kürtçe yayıncılığın önündeki idari ve yargısal engeller kaldırılmalı, yerel ve bağımsız medya güçlendirilmelidir" diye konuştu.
YENİ Parti Grubu adına söz alan Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Ankara Adliyesi’nden geldiğini belirterek gazeteci Alican Uludağ’ın duruşmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çakırözer, Uludağ’ın Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 29 Ekim 2025’te dört kişinin hayatını kaybettiği bina çökmesine ilişkin haberi nedeniyle hâkim karşısına çıktığını söyledi.
Metro inşaatı nedeniyle çöktüğünü belirttiği binada dört kişinin yaşamını yitirdiğini, aradan bir yıl geçmesine karşın sorumlular hakkında dava açılmadığını ifade eden Çakırözer, faciayı sorgulayan gazetecinin ise Ulaştırma Bakanı’nın sorumluluğunu gündeme getirdiği için yargılandığını savundu.
Çakırözer, “Gazeteciler her ay 50-60 kez hâkim karşısına çıkıyor. Gelelim fon vurgununa. Üzerinden tam elli gün geçti, bu büyük vurgunu yapanlar hakkında hâlâ tek bir dava yok ama vurgunu ortaya çıkaran, sorgulayan gazetecilere ilk davayı yine siz açtınız" dedi.
Fon vurgununa ilişkin haberleri nedeniyle Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’in yargılandığını belirten Çakırözer, “Sırf vurgunlarınızı açığa çıkardılar diye bu 4 gazeteciyi toplam elli altı yıl hapis cezasıyla yargılıyorsunuz. Soruyorum: Bu gazeteciler cinayet mi işledi arkadaşlar?” diye konuştu.
Gazetecilere yönelik uygulamaların yalnızca yargı süreçleriyle sınırlı olmadığını savunan Çakırözer, ekim ayında 11 gazetecinin gözaltına alındığını, altı gazetecinin tutuklandığını söyledi. İsmail Arı’nın yeniden Sincan Cezaevi’ne gönderildiğini ve 15 gündür yerde yattığını söyleyen süren Çakırözer, Tuğba Tekerek, Ali Tarakcı, Derya Okatan ve Hasan Güraksu’nun da cezaevinde bulunduğunu belirtti.
Televizyon kanallarına yönelik uygulamaları da eleştiren Çakırözer, Tele1’e kayyum atandığını, Halk TV’nin de karartıldığını savundu. Sözcü TV ve Koza TV’ye fon vurgununa ilişkin haberleri nedeniyle cezalar verildiğini öne süren Çakırözer, dijital platformlardaki erişim engellerine ilişkin de şu ifadeleri kullandı:
"Gazetecileri hapsetmek, kanalları karartmak yetmedi, sansürü dijital dünyaya taşıdınız. Haberi, haberin paylaşıldığı hesabın kendisini yok ediyorsunuz. Eylül ayında 1.270, ekim ayında 867 X hesabına erişim engeli getirdiniz. T24, İfade Özgürlüğü Derneği, Halk TV'nin hesabı, ‘Youtube’ kanalı, Alican Uludağ'ın ve onlarca gazetecinin, avukatın, ekonomi yorumcusunun hesaplarının hepsi karardı."
Çakırözer, "Haberi yasaklayarak gerçekleri örtemezsiniz, gazeteciyi hapsederek halkın haber alma hakkını hapsedemezsiniz. Bu karanlık kalıcı değildir; haberin suç, sansürün devlet politikası olmadığı, gazetecilerin korkmadan özgürce yazabildiği ve halkın her habere özgürce ulaşabildiği bir Türkiye'yi Yeni Parti iktidarımızla milletimizle birlikte kuracağız" dedi.
AKP Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Şengül Karslı ise basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin mesleki meselesi olmadığını, vatandaşların gerçeklere ulaşma hakkını da ilgilendirdiğini söyledi. Karslı, önergenin gerekçesindeki genellemeyi doğru bulmadığını belirterek, “Basın özgürlüğünü savunmak hepimizin sorumluluğu. Bunun yolu her adli işlemi baskı, her idari yaptırımı da sansür olarak kabul etmekten geçmez” dedi.
Geçmiş dönemlerde medya patronlarının siyasi süreçlerde etkili olduğunu savunan Karslı, “O dönem medya patronlarının Bakanlar Kurulu listesi yaptığı dönemdi; milletin inançlarıyla ekranlarda alay edilen dönemdi; seçilmiş hükûmetlerin manşetlerle alaşağı edildiği, milletin iradesine ‘Muhtar dahi olamazsın.’ diye sınır çizilen günlerdi; bazı medya sahiplerinin ekranları ve gazete sütunlarını kendi çıkarlarına kalkan yaptığı yıllardı” diye konuştu.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Karslı’nın değerlendirmelerine yanıt verdi. Çömez, TRT’yi iktidar yanlısı yayın yapmakla eleştirerek, kurum için iktidar döneminde 12 milyar dolar vergi toplandığını söyledi.
Çömez, “TRT'yi bir Pravda medyasına çevirdiniz. İktidarınız döneminde TRT için tam 12 milyar dolar vergi topladınız. Reklamlardan ve Tabii gelirlerinden ne elde ettiğinizi bilmiyoruz ama TRT'yi tamamen bir iktidar borazanına çevirdiniz ve son iki yıl içerisinde 10'dan fazla televizyona el koydunuz, kararttınız o televizyonları” dedi.
28 Şubat dönemine de değinen Çömez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o dönemde muhalif kanallarda da konuşabildiğini belirterek, “Birimize iktidar kanallarında yer verebiliyor musunuz? Sayın Erdoğan bütün kanallarda yer aldı ve hiçbir kanala da el konulmadı” diye konuştu.
Çömez, “TRT'yi Pravda'ya çevirdiniz, medyanın yüzde 95'ini ele geçirdiniz, gazetecilerin birçoğunu içeriye attınız, çoğu da tamamen haksız gerekçelerle; size itiraz ettikleri için; sizin yolsuzluklarınızı, sizin vurgunlarınızı ifşa ettikleri için” ifadelerini kullandı. Çömez, Türkiye’de basın özgürlüğünün 28 Şubat döneminden daha kötü bir noktaya getirildiğini savundu.
İYİ Parti'nin önergesi reddedildi.

Afyonkarahisar katliamında yeni ayrıntılar ortaya çıktı: Hayatını kaybedenler arasında bir bağ var mı?
Ataşehir’de sokak ortasında korku dolu anlar: Rastgele ateş açtı, 1 kişi yaralandı
YENİ Partili Gökhan Günaydın’dan Beykoz'da kentsel dönüşüm tepkisi: '509 hane yalnız değildir'
Yorum Yap
Bu haber için henüz onaylanmış yorum yok.