Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendi şirketine ait aracı makam aracı olarak kullanması nedeniyle açılan davada ikinci duruşma, Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki 2 No’lu salonda görülüyor.
“Görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla iki yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davada, İmamoğlu ile birlikte dönemin 11 belediye çalışanı da sanık sıfatıyla yargılanıyor.
İBB davası kapsamında tutuklu olan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in bugünkü duruşmada savunma yapması bekleniyor.
Mahkeme heyeti ve duruşma savcısının salondaki yerini almasının ardından Fatih Keleş ve Ekrem İmamoğlu da izleyicilerin desteği arasında salona geldi.
"Geçen celse 1 saatten uzun süre açıklamalarda bulundum bugün de kısa bir beyanda bulunacağım” diyerek sözlerine başlayan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Bugün buradayım; açıkçası böylesine hiçbir anlam ifade etmeyen ve bana göre hukuksuz bir mahkeme ile Türk yargısının meşgul edilmesini, sizlerin meşgul edilmesini Ekrem İmamoğlu olarak, bir vatandaş olarak asla kabul etmiyorum.
Buradayım; çünkü, muhatabı olduğum 20'ye yakın davanın son 2 yılda açılmasının yegane sebebinin ülkemizin başındaki otoriter zihniyetin makamını korumak için yargıyı araçsallaştırdığını, kanuna, hukuka aykırı işlemler yaptığını, rakibini devre dışı bırakmak, muhalifleri hapse atmak adına araçsallaştırılmış yargı düzeninin varlığını tekrar tekrar halkımıza buradan hatırlatıyorum.
Bu davaların hiçbirisi hukuki bir zeminde hazırlanmış davalar değildir; tümüyle hukuksuz düzenek içerisinde, aşama aşama muhalifleri gözaltına almak, mahkemelere taşımak, tutuklamak, hapse atmak… Bunun adı Cumhurbaşkanı adayı olabilir, bunun adı muhalif belediye başkanı olabilir, bunun adı muhalif gazeteci olabilir, bunun adı muhalif düşünceye sahip insan olabilir… Yani bana göre 87 milyonun büyük bir kısmı bu kavramın içine girebilir. Dolayısıyla benim buradaki durumum açık ve net olarak ifade ediyorum ki milletimizin çok büyük bir bölümünü, en az %75'ini, 80'ini temsil ettiğimi düşünüyorum.
Ancak hatırlatırım ki kaybeden milletimiz oluyor. Yani kaybeden, esas zarara uğrayan, zararın bedelini maddi manevi ödeyen 87 milyon yurttaşımız oluyor. Kişisel makam, mevki, menfaat için, yargıyı da kullanarak yürütülen bu operasyonların, yapılan vurgunların sadece son 5-6 yıldaki maliyetinin maddi olarak 600 milyar dolar olduğunu belirtmek isterim. Şurada gözümüzün önünde eriyen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki Türkiye'nin gerçek tüzel kişileri, gerçek şirketlerinin kaybı bile haftalar içerisinde trilyonları bulmuştur. Bu kadar açık ve net bir vurgunla milletçe karşı karşıyayız."
Toplumun yoksullaştığını vurgulayan ve yurttaşlara seslenen İmamoğlu, şunları söyledi:
"Ben buradayım, buradan haykırıyorum. ‘Uyan ey halkım, ayağa kalk ey halkım’ diye haykırıyorum. Haykırmaya da devam edeceğim. Hatta ekliyorum; ‘korkma ey halkım’ diye de ifade ediyorum. Bu benim sorumluluğum çünkü ben, 16 milyon, dünyanın en güzel şehri İstanbul'un iradesini temsil ediyorum. Çünkü ben, 15,5 milyon yurttaşımızın sel olup akarak oy kullanan, kullanıp ön seçimle cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği kişiyim. Tarihte bir benzeri yoktur böylesi bir tercih sürecinin.
Dolayısıyla sorumluluğumu biliyorum ve bu sorumluluğun yükünü taşımaktan da onur duyuyorum. İfade ediyorum ki sorumluluğum çok büyüktür. Kurulmak istenen rejimin, kara düzenin, vurguncu sistemin ve Türkiye tarihinde asla kabul edilmeyecek mekanizmaların bizim bu tarihimizde ne bir yeri vardır ne de Türkiye'nin geleceğinde bir yeri olacaktır. Mücadelemin adı tam olarak da budur.”
Ticarete 5 yaşında başladığını ve ticaret hayatını iyi bildiğini belirten İmamoğlu, iddianameye “esnaf defteri” benzetmesinde bulundu.
Bu defterin her esnafta bulunduğunu, kar-zarar hesabının bu şekilde yapıldığını ancak iddianamede sadece “giderlerin yazıldığı sütunun bulunduğunu” savunan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her esnafın, tacirin bir defteri vardır. O defterin iki sütunu vardır. Bir yanda gelir, diğer yanda gider. T cetveli. Yani her esnaf gelene de bakar, gidene de bakar. Sonra hesabı kapatır. Kar mı, zarar mı? İki tarafa da T cetvelinin iki sütununa da bakar ve öyle karar verir; kar mı, zarar mı diye.
Burada 20 mahkemede de olduğu gibi, 20'ye yakın mahkemede de olduğu gibi iddia makamının önünüze koyduğu defterin ise sadece tek bir sütunu vardır. Bu sütun, sadece giderler yazılan sütundur. Mazot, bakım, lastik, toplam 122.305 lira. Yani burada dünyanın en büyük zulmünü, en büyük mezalimini, işkencesini yaşayan bizlerin, bugün tam da burada, ‘ya mazot, bakım, lastik neden bahsediyorsun Ekrem’ diye halkım düşünecektir.
Evet mazot, bakım, lastik, yani toplam 122.305 lira gider sütununu yazmış olan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Açıkçası net ifade edelim; bir başka iftiranameyle karşı karşıyayız. Her mahkemede ifade ettiğim gibi burada da ifade ediyorum ki benim için iddia makamı yok hükmündedir. İddia makamı Türkiye yargısını temsil edemeyecek seviyesizliktedir.
Kazanç sütunu yine boş bırakılmış. Yani eğer bir sanık buraya çıkıyorsa, lehine olan ne varsa yine yok sayılmış ve gider sütunu üzerinden, 122.305 liralık, tekrar ifade ediyorum, gülünç kısmını tekrar ifade etmekten de açıkçası biraz yüzüm kızarıyor ama yapacak bir şey yok milletim adına, Türk yargısı adına mazot, bakım, lastik, toplam 122.305 lira.”
İmamoğlu, hakkındaki suçlamaya yanıt vererek, belediyenin zarara uğratılmadığını, aksine kamu kaynaklarından tasarruf sağlandığını savundu.
Dosyada yalnızca mazot, bakım ve lastik giderlerinden oluşan 122 bin 305 liralık harcamanın dikkate alındığını belirten İmamoğlu, belediye başkanı seçildiği dönemde makam aracı için aylık 7 bin 200 lira kira ödenmesinin planlandığını söyledi. Bu bedelin günümüzde 250-300 bin liraya karşılık geldiğini ifade eden İmamoğlu, kendi aracını 4 yıl 2 ay, yani 50 ay boyunca belediyeye hiçbir kira bedeli almadan tahsis ettiğini belirtti. İmamoğlu, böylece bugünün parasıyla yaklaşık 15 milyon liranın belediyenin kasasında kaldığını savunarak, “Benim aracım var, milletin parasını harcamaya gerek yok dedim. Olayın özü bu kadar basit” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu devamında şu ifadeleri kullandı:
"Kamunun lehine, çok özenli, çok güçlü, çok gerekli bir adım atıldı. Araç kiralansaydı, bilgisi olmayanlar öğrensin diye ifade edeyim, araç kiralansaydı mazotunu yine belediye ödeyecekti. Yani mazot her halükarda ödenecekti. Bakım ve lastik giderini dahi kira tutarından düşseniz, yine milyonlarca lira kamunun kasasında kalmış oldu.
Sayın hakim, bu hesabın bir de görünmeyen bir tarafı var. Aracımın yıpranması, yani bunun hesabını yapmıyoruz ama 4 yılı aşkın sürede yapılan kilometre, ki binlerce kilometre, hatta on binlerce kilometre de diyebiliriz, düşen değer, aşınan motor, bu da hiç hesaplanmadı mesela. Yani bu iftiranameyi hazırlayan benim için yok hükmündeki, beni hiç şaşırtmayan, bu iftiracı iddia makamları, her mahkemede yaptıkları gibi bunu yine hesaplamadılar, hiç bu işe bakmadılar.”
“Çünkü benim için siyaset; kamuya fayda sağlamak, hizmet etmek, halkına, hemşerilerine, beldene, ülkene hizmet etmek anlamına gelir” diyen İmamoğlu, “Benim siyaset tanımım bu. Vurgun, yağma, rant, talan için siyaset yapanlar ve onlarla iş birliği yaparak, bu ve benzeri iddianamelerin, uydurulmuş bilirkişi raporlarını dahi yazma cihetine kapılanlardan beni ve siyaset tarzımı anlamalarını da açık ve net beklemiyorum. Onları ben bu dönemde çok iyi tanıdım. Allah'tan ki bir avuçlar. Yani bütün Türkiye'de toplasanız ben diyorum ki 1000 kişiyi geçmezler. Türkiye'yi gasp edeceklerini, yağmalayacaklarını, vurguna tabi tutacaklarını düşünen 1000 kişiyi geçmez” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
"Yazlık evlerinin, yayla evlerinin kapısını kırıp kasalarını aramalarını; tarlalarını kazıp kuyularının dibinden altın bulmak için çabalarını; evleri kiralayıp kasa evlerde milyonlarca dolar, milyonlarca euro, ziynet, altın, saatlerle para kuleleri kurmalarını, vallahi de billahi de anlayamıyorum. Çünkü bu zihniyetin, o dediğim insanların içine girdiği bu zihniyetin bize gösterdiği bu manzara, toplumun tamamen dışında bir manzara. Zaten şükürler olsun ki bize iftira attıkları hiçbir şey ne üzerimize yapıştı, ne milletimiz bize yakıştırdı, ne de ellerinde tek bir delil, tek bir belge bugüne kadar olmadı, çünkü olmayacak. Çünkü biz abdestimizden de her şeyimizden de eminiz.
Sülale boyu kamuda her türlü makamı işgal edip, bir bakanın 4 ayda 2 milyar TL'lik vurgun yapma hayallerini, benim ve bizim gibi kamucu, halkçı, milletine hesap veren insanların anlaması da mümkün değil. Bunu biz kavrayamayız yani. Yani biz şuraya 100 lira koyalım, kamudan bir 2 milyar vurgun yapalım, ya o yapmış ben de onun amcasının oğluyum bir de ben vurgun yapayım, teyzesinin oğluyum bir de ben vurgun yapayım, akrabasıyım, bakan yardımcısıyım veya öbürünün damadı bilmem nerenin yönetim kurulu başkanı, öbürünün kızı bilmem nerenin yönetim kurulu üyesi.... Yani bir nepotizm dalgasına dönmüş olan sistemin içindeki bütün bu vurguncuların tarzını anlamam mümkün değil.”
Davayı “Kendi aracımı kamunun parasını korumak için kullanmışım. Bugün ise o arabanın mazotunun hesabını veriyorum” ifadeleriyle anlatan İmamoğlu:
“Parayı da faiziyle birlikte ödemişim. Faiziyle birlikte. Dekontları da sizin dosyanızda var. Yanılmıyorsam tam bir yıl önce, bu mahkeme açılmadan ödemişim. Bu hikayenin Allah aşkına neresinde kamu zararı var? Ben bulamadım.
Hatta bilirkişilerden birisi de zaten öyle düşündüklerini hiç saklanmıyorlar, hemen kovalıyorlar. Bilirkişilerden birisi de 2021’de dosyaya giren raporda yazıyor. “Kamu zararına ilişkin yeterli delil yoktur.” Buna rağmen sırf tartışma uzamasın, kamuoyu meşgul edilmesin diye şirketin, yani ortak olduğum şirketimiz, babamla beraber ortak olduğumuz şirketimiz, o 122 bin lirayı faiziyle 216 bin 612 lira olarak belediyenin veznesine gidip yatırıyor, tartışma olmasın diye.
Yani bir tarafta 15 milyon liralık kamuya fayda sağlayan bir aracın tahsisi var. Diğer tarafta da kullandığım mazotun, yapılan bakımın ve 6 tane lastiğin parasını, yine de faiziyle ödeyip sıfırlayan, ki bana göre o da kamu zararı değil, sıfırlayan bir durum var. Çok net. 15 milyona, sıfır.
Görevim bittikten sonra, bakın bunu da ilave edeyim. Sehven yapılmış olan, tam 2019 31 Mart’ından hemen sonra, o biraz da zor günlerde, seçimin iptal edildiği günlerde, sehven yapılmış 21 bin liralık onarım bedeli var. Onu da yine o dönemde, 2019'da fark ediyor arkadaşlarım. Kısa bir süre sonra hemen gidip faiziyle onu kapatıyor. Bakın bununla da yetinmiyor, hani olur ki yine bir şey çıkarırlar diyor arkadaşlarım. 2019'da ödeyip kapattığımız o 21 bin lirayı bu iki yüz on bir bin liranın içinde yine faizini hesaplayıp onu bir daha ödüyoruz. Yani mükerrer bir şekilde belediyenin kasasına onun da parasını bir daha ödüyoruz. Bu kadar da titiziz yani.”
İddianamede “Kasıtlı şekilde ödeme, suçunu ortadan kaldırmaz” denildiğini belirterek fon soruşturmasını anımsatan İmamoğlu, “Bugün milyarlarca lira kazandıktan sonra tövbe hesabı kurulup para yatırıp affedilenlerin bu pozisyonunu da bu iddianameyi yazan akla havale ediyorum. Bakayım onlara suç duyurusunda bulunabilecek mi bu iddia makamı?” diye sordu.
Hakime seslenen İmamoğlu, “Sayın Hakim bu dosyanın deposunu mazot değil, siyaset doldurmuştur. Yoksa 11 yıl önce verilmiş 1 kuruş kazanç sağlamamış, tersine belediyeye tasarruf ettirmiş bir olur, bu kadar yol yapması mümkün değildi. Çoktan mazotu biterdi yani. Ama siyasetle dolunca maşallah gidiyor yani” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devletin bütün gücü, 12 yıl önceki bir arabanın lastiğine bu kadar dikkatle bakarken, 500 bin insan soyulurken, vurgun yapılırken o terazi neredeydi? Orada, o büyük kamu zararlarının olduğu yerde müfettişler neredeydi, SPK neredeydi, başkanı, üyeleri, Maliye Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanı neredeydi?”
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fon soruşturmasına ilişkin kullandığı “Cerrah titizliği ile hareket ediyoruz" ifadelerini anımsatan Ekrem İmamoğlu:
"Bir terazi, bir kefede bir araba lastiğini tartıyor, öbür kefede 100 milyarları görmüyorsa o terazi bozuk değildir, o terazi, siyasi erk tarafından gayet titiz bir şekilde… Hani diyor ya Sayın Cumhurbaşkanı, ‘cerrah titizliğince’ ayarlanmış demektir. Zaten cerrah titizliğinde yapıyorlar işi. Bir de kuyumcu titizliğinde yapıyorlar işi. Kuyumculuktan da iyi anlıyorlar terazi ayarlarken.”
Gelibolu Belediye Başkanı Ali Kamil Soyuak’ın, makam aracını satılığa çıkararak kendi özel aracını makam aracı olarak kullanmaya başladığını hatırlatan ve bu adımın iktidara yakın medya tarafından “takdir edildiğini” söyleyen İmamoğlu:
"Mesela Gelibolu’da seçilen bir belediye başkanı, kendi aracını kullanacağını açıklamış yakın zamanlarda. Toplum tarafından takdir edilmiş, AK Partili olunca da yandaş medya bayağı alkışlayan haberler yapmış ‘ne güzel ya kendi aracını kullanıyor’ falan filan diye ama giderlerini belediye harcıyor.

Çapa'da 'taciz' protestosu: Sağlık emekçilerinden 'güvenli çalışma' çağrısı
Kutluhan Taşkın kimdir? Hazine ve Maliye Bakan Yardımcılığına atanan Kutluhan Taşkın daha önce hangi görevlerde bulundu?
Emekli büyükelçi Kuneralp, Türkiye’nin Made in EU sürecini değerlendirdi: ‘Radikal bir adım atılmadıkça tablo iyi değil’
Yorum Yap
Bu haber için henüz onaylanmış yorum yok.