(ANKARA) - Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun 2026 Türkiye Raporu'nda, demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklar alanındaki gerilemenin sürdüğü belirtilerek, "Türkiye'nin AB'ye katılma yönündeki ilan edilmiş hedefi ile üyeliğin temel siyasi kriterleri bakımından yaşadığı gerileme arasındaki uçurum daha da genişledi" tespitinde bulunuldu. Raporda, muhalefete yönelik yargı müdahalelerinin siyasi rekabeti zayıflattığı, yürütmenin yargı üzerindeki etkisinin devam ettiği ve basın özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların arttığı kaydedildi.

Avrupa Komisyonu, AB'nin 2026 Genişleme Paketi kapsamında hazırladığı 120 sayfalık Türkiye Raporu'nu yayımladı. 1 Eylül 2025 ile 1 Eylül 2026 arasındaki gelişmeleri kapsayan raporda şu ifadelere yer verildi:

"Türkiye'de demokratik kurumların işleyişi ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı sisteminin yapısal kusurlarını veya yürütme ile yargı arasındaki yetersiz kuvvetler ayrılığını gidermeye yönelik herhangi bir adım atılmadı. Demokratik gerileme, özellikle siyasi çoğulculuk, seçim sürecinin dürüstlüğü, hukukun üstünlüğü ve yerel yönetimler alanlarında devam etti. Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, ülkenin temel demokratik ilkelere saygısı konusunda giderek artan endişelere yol açıyor.

Türkiye ile üyelik müzakereleri, 2018'den bu yana durma noktasında kalmaya devam ediyor. AB'nin demokratik standartlarda, hukukun üstünlüğünde, yargı bağımsızlığında ve temel haklara saygıda süregelen kötüleşmeye ilişkin ciddi endişeleri giderilmedi. Seçilmiş yetkililer, muhalefet temsilcileri, siyasi aktivistler, sivil toplum ve iş dünyası temsilcileri, gazeteciler ve diğer kişilere yönelik tutuklamalar ve suçlamalar, ana muhalefet partisini hedef alan yargısal işlemler dahil 2026'da yoğunlaştı. Bu durum, yargının bağımsızlığına ilişkin endişeleri derinleştirirken Türkiye'nin siyasi çoğulculuk, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve ayrımcılık yapmama dahil temel demokratik ilkelere bağlılığı konusunda artan şüphelere yol açtı. Sonuç olarak, Türkiye'nin AB'ye katılma yönündeki ilan edilmiş hedefi ile üyeliğin temel siyasi kriterleri bakımından yaşadığı gerileme arasındaki uçurum daha da genişledi."

İMAMOĞLU'NUN TUTUKLULUĞU VE CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI

Komisyon, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna ve hakkındaki davalara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"CHP'nin muhtemel cumhurbaşkanı adayı olarak yaygın biçimde görülen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu (şimdi Yeni Parti üyesi), tutuklu bulunmaya devam ediyor. CHP'li ilçe belediye başkanlarını ve üst düzey yetkilileri de hedef alan yolsuzluk suçlamalarına dayanan davası 9 Mart 2026'da başladı. İddianamede 2 bin 430 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Ekim 2025'te savcılık, kişisel verilerin yurt dışına aktarıldığı iddiasıyla kendisi ve diğer 14 şüpheli hakkında casusluk soruşturması başlattı. Üniversite diplomasının iptaline itiraz etmek amacıyla açılan idari dava ilk derece mahkemesince reddedildi ve halen istinaf aşamasında. İlgili ceza davası devam ediyor. Söz konusu iptal kararının geçerli kalması halinde belediye başkanı cumhurbaşkanı adayı olma yeterliliğini kaybedecek.

CHP KURULTAYI KARARINA ELEŞTİRİ: YARGININ BAĞIMSIZLIĞINA İLİŞKİN ENDİŞELERİ GÜÇLENDİRDİ

Muhalefet temsilcileri üzerindeki yoğunlaşan yargısal baskı, siyasi muhalefetin yıldırılma korkusu olmadan faaliyet gösterme ve siyasi hayata katılma imkanını daha da kısıtladı. Bu baskı, siyasi çoğulculuk ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel demokratik değerleri ve normları zayıflatıyor.

Mayıs 2026'da bir istinaf mahkemesi, CHP'nin Kasım 2023'te düzenlenen 38. Kurultayı'nı ve partinin daha sonraki bütün olağan ve olağanüstü kurultaylarını iptal etti. Olağan kurultayın üzerinden iki yıldan fazla zaman geçtikten ve YSK sonuçları onayladıktan sonra CHP yönetiminin görevden alınması, yargı sisteminin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin endişeleri güçlendiriyor. Bu durum muhalefet partilerinin müdahale olmadan faaliyet gösterebilme ve iktidar partileriyle eşit koşullarda seçimlere katılabilme imkanını zayıflatarak seçim sürecinin dürüstlüğüne ilişkin soru işaretleri doğuruyor."

KAMU YÖNETİMİ SİYASALLAŞMIŞ DURUMDA

Raporda, kamu sektörünün yüksek derecede siyasallaştığına işaret edilirken, Venedik Komisyonunun Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin 2017 tarihli görüşünde ortaya koyduğu tavsiyeler uygulanmadı" denildi

"Yerel özyönetim konusunda hükümet, idari, mali ve yargısal yollarla muhalefet belediye başkanları üzerinde yoğun baskı uygulamayı sürdürdü. Yargısal ve idari tedbirler ezici çoğunlukla muhalefetin yönettiği belediyeleri, özellikle CHP yönetimindekileri hedef aldı. Bunlar çoğu zaman yalnızca gizli tanık ifadeleriyle desteklendi. Bazı vakalarda belediye başkanlarını veya meclis üyelerini AK Parti'ye geçmeye zorlamak amacıyla çeşitli baskı biçimlerinin kullanıldığı yönünde endişeler dile getirildi.

Seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyım atanması ve mali kaynakların seçici biçimde kullandırılmaması, muhalefet yönetimindeki belediyeler üzerinde başlıca baskı araçları olarak kullanılmaya devam etti.

AB: SÜRECİN DEMOKRATİKLEŞMEYE UZANIP UZANMAYACAĞI BELİRSİZ

PKK'nin 2025'te kendisini feshetme kararının ardından daha kapsamlı reformlara duyulan ihtiyacı ele almak üzere oluşturulan, partiler arası 51 üyeli TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, bu süreç için parlamenter platform sağladı. Komisyonun Şubat 2026'da nitelikli çoğunlukla kabul edilen nihai raporu, sonraki yasama adımları için bir çerçeve sundu.

Bununla birlikte, sürecin daha geniş demokratikleşme ve temel haklar meselelerini kapsayacak şekilde ilerleyip ilerlemeyeceğine ilişkin önemli sorular devam ediyor. Komisyonun nihai raporu, terörle mücadele mevzuatının gözden geçirilmesi, ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve belediyelere kayyım atanması uygulamasına son verilmesi çağrısında bulundu.

Kürt meselesi üzerinde çalışan gazetecilere, siyasi muhaliflere, barolara ve insan hakları savunucularına yönelik yargısal ve idari baskılar ile terörle mücadele yasalarının geniş yorumlanması uygulaması devam ediyor.

SİVİL TOPLUM ÜZERİNDEKİ BASKILAR DEVAM EDİYOR

İnsan hakları savunucuları dahil sivil toplum, genel olarak kısıtlayıcı bir ortamda faaliyet gösteriyor ve etkili biçimde çalışmasını engelleyen siyasi, hukuki, mali ve idari sınırlamaların yanı sıra sürekli baskı ve saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle kadın hakları, LGBTİQ+ meseleleri, çevrenin korunması, hayvan hakları ve insan hakları alanlarında çalışan sivil toplum aktörleri, sistematik idari taciz ve yargısal kovuşturmalar dahil baskılarla karşılaşmaya devam etti.

KAVALA'NIN TAHLİYE TALEBİNİN REDDİ RAPORDA

İnsan hakları savunucusu Osman Kavala ve Gezi davasındaki diğer sanıklar, AİHM kararlarına ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Haziran 2026'daki karar dahil çok sayıda kararına ve AİHM Büyük Dairesinin Ağustos 2026'da derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmeden nihai kararına rağmen cezaevinde kalmaya devam etti. Bu karara rağmen Ekim 2026'da bir Türk mahkemesi, Kavala'nın cezaevinden tahliye başvurusunu reddetti.

AB: SİYASİ NİTELİKLİ DAVALARDA YARGIYA MÜDAHALE ENDİŞESİ

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının hem yüksek mahkemeler hem ilk derece mahkemeleri düzeyinde iyileştirilmesi gerekiyor. Yürütmenin etkisi, HSK'nin oluşumu ve işleyişi aracılığıyla devam ederken Adalet Bakanlığı yargı mensuplarının seçimini denetlemeyi sürdürüyor. HSK'nin özellikle muhalefet temsilcileri, gazeteciler ve sivil toplum üyelerine yönelik siyasi saikli yargı süreçleri iddialarını ele almaması ve AİHM ile Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaması, Kurulun güvenilirliğini ve Türkiye'nin uluslararası hukuki yükümlülüklerini zayıflatıyor.

İDDİANAMELERİN NİTELİĞİ VE GİZLİ TANIK UYGULAMASI ELEŞTİRİLDİ

Yüksek profilli yargılamalarda savunma hakları sıklıkla zedeleniyor ve savunma avukatlarının kendileri de gözaltına alınma ve tutuklanmayla karşı karşıya kaldı; bu durum hukuki temsil hakkını ve silahların eşitliği ilkesini zayıflatıyor. Davalara ilişkin medyaya sızdırılan bilgiler de masumiyet karinesi konusunda endişelere yol açtı. Çapraz sorguya tabi tutulamayan gizli tanıkların kullanılması konusunda da ciddi endişeler sürüyor; bu uygulama adil yargılanma hakkına müdahale ediyor. Bazı durumlarda muhbirlerden veya tanıklardan alınan ifadelerin, tanıkların kendilerinin de iddia ettiği üzere, baskı altında alınmış olabileceğine ilişkin endişeler bulunuyor. Bu uygulamalar yargı sürecinin bütünlüğünü zayıflatıyor ve AİHM içtihadıyla uyumlu değil.

AB: YOLSUZLUK SORUŞTURMALARI AĞIRLIKLI OLARAK MUHALEFETİ HEDEF ALIYOR

Muhalefet siyasetçilerine karşı açılan çok sayıda yüksek profilli yolsuzluk davasına rağmen yolsuzluk algısı son derece yüksek kalmaya devam ediyor. Yolsuzluğa ilişkin idari incelemeler siyasi saiklerle yürütülüyor gibi görünüyor; zira soruşturmalar ağırlıklı olarak muhalefet partilerinden belediye başkanlarını ve yerel siyasetçileri hedef alıyor. Türkiye'de hala kalıcı ve bağımsız bir yolsuzlukla mücadele kurumu bulunmuyor.

AB: İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE İDDİALARI DEVAM EDİYOR

Türkiye, işkence ve kötü muameleyi önlemek için yeterli hukuki ve idari güvencelerden yoksun. İşkence ve kötü muamele vakaları bildirilmeye devam ediyor. Bu tür vakaların etkili biçimde soruşturulması ve takibine yönelik mekanizmalar yetersiz kalıyor. Sınırlı sayıda vakada kamu görevlileri hakkında kovuşturma başlatılmış olsa da bunlar hem kapsam hem de etkililik bakımından yetersiz kalıyor.

"BAĞIMSIZ MEDYANIN ALANI ÇARPICI BİÇİMDE DARALDI"

Gazeteciler ve medya kuruluşları için ortam, devam eden keyfi tutuklamalar, gözaltılar, kovuşturmalar ve mahkümiyet kararlarıyla kısıtlayıcı olmaya devam etti. Bunlar sıklıkla dezenformasyon, hakaret ve terörle bağlantılı suçlamalar gibi geniş tanımlanmış suçlara ve hükümet ile devlet kurumlarıyla bağlantılı yolsuzluk iddialarının haberleştirilmesine dayanıyordu. Ekim 2025'te Tele1 TV, genel yayın yönetmeninin casusluk soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından el konularak kayyım atandı. Ekim 2026'da Halk TV'nin yönetim kurulu başkanı hakkında ceza soruşturması başlatılmasının ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) şirkete el koydu, kayyımlar atadı ve kanalın yayınını durdurdu. Bunun sonucunda bağımsız medyanın faaliyet alanı çarpıcı biçimde daraldı.

Basın özgürlüğü alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarına göre Eylül 2025 ile Eylül 2026 arasında 74 gazeteci ve medya çalışanı tutuklandı, cezaevine konuldu veya tutuklu yargılanmaya devam etti.

AB: DEZENFORMASYON YASASI GAZETECİLERİ ENGELLEMEK İÇİN ORANTISIZ BİÇİMDE KULLANILIYOR

Mevcut mevzuatın uygulanması hala Avrupa standartlarıyla uyumlu değil ve seçici ve ayrımcı nitelikte olmaya devam ediyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmayı sürdürdü; sıklıkla 'milli ve manevi değerlere aykırılık', 'genel ahlak' veya 'ailenin korunması' gibi muğlak gerekçelerle ve çoğu zaman ayrımcı biçimde para cezaları, yayın yasakları ve içerik kaldırma kararları uyguladı. Medya kuruluşları ve internet siteleri, 'terör propagandası yapmak', 'müstehcenlik', 'İslam'a hakaret', 'Cumhurbaşkanına hakaret' veya 'milli güvenliği tehlikeye atmak' suçlamalarıyla hedef alınmaya devam etti. Yolsuzluk, ekonomik durum, seçim haberleri ve hassas toplumsal meseleler hakkındaki haberler dahil hükümeti eleştiren içerikler sıklıkla cezalandırıldı. Dezenformasyon yasası, gazetecileri engellemek için orantısız biçimde kullanılıyor. Ceza hukuku ve idari tedbirlerin birlikte kullanılması ile gayriresmi baskılar, otosansür kültürünü güçlendirdi ve medya çoğulculuğunu daha da zayıflattı."

SOSYAL MEDYA HESAPLARINA ERİŞİM ENGELLERİ ELEŞTİRİLDİ

Mevzuat hala açık ve sınırsız bir interneti güvence altına almıyor; idari makamlara acil durumlarda önceden yargısal denetim olmaksızın içerik kaldırma kararı verme konusunda önemli yetkiler tanıyor. Bu doğrultuda hükümet, gazetecilere, siyasi kişilere, kadın gruplarına, gençlik gruplarına ve aktivistlere ait yüzlerce X hesabının kapatılmasını talep etti; bu talepler sıklıkla mahkeme kararı olmaksızın 'milli güvenlik', 'kamu düzeni' veya 'hakaret' gibi geniş hukuki gerekçelere dayandırıldı. Platformlara getirilen artan yükümlülükler ve barındırma hizmeti sağlayıcıları ile sosyal medya şirketlerinin büyüyen sorumlulukları, daha ihtiyatlı bir yaklaşımı ve zaman zaman içeriklerin gereğinden fazla kaldırılması eğilimini teşvik ediyor.

Haziran ve Eylül 2026 arasında LGBTİQ+, feminist ve insan hakları örgütleri ile aktivistlerine ait veya bunlarla bağlantılı 100'den fazla sosyal medya hesabına ve URL'ye erişim engellendi. Bu durum, insan hakları savunucuları ile LGBTİQ+ bireylerin kendilerini ifade etmesi ve hak savunuculuğu için çevrim içi alanı daha da kısıtladı. Adalet Bakanı, bunun 2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu doğrultusunda yapıldığını vurguladı.

LGBTİQ+ bireyler gibi kırılgan grupların sağlık hizmetlerine erişimi sınırlı. 1 Ocak 2026'dan itibaren zorunlu sağlık katkı paylarının ve sağlık hizmeti ödemelerinin uygulanmaya başlanması, Türkiye'de geçici koruma altındaki Suriyelilerin sağlık hizmetlerine erişimini önemli ölçüde azalttı.

DEPREM BÖLGESİNDE SAĞLIK HİZMETLERİNE İHTİYAÇ SÜRÜYOR